TÜRK KADIN HAKLARININ KAZANILMASI
VE İLK KADIN MİLLETVEKİLLERİMİZ
“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu
kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve
zafere götürmekle Anadolu kadını kadar emek gösterdim
diyemez.”[1]
K.ATATÜRK
“Elbet Sefil olursa Kadın alçalır beşer.”[2]
Tevfik Fikret
GİRİŞ
Tarih boyunca Türk
kadını toplumsal yaşamın bir gereği olarak daima aile,
toplum, ekonomik ve siyasal yaşamda etkin bir rol
üstlenmiştir. Türk toplumu göçebedir. Göçebe toplumlar
kendilerini sınırlayan maddi engellerle sarılmadıkları için
daima özgürlüklerine düşkün olmuşlar, özgürlüklerini
sınırlayıcı girişimlere çok sert tepki vermişler ve
boyunduruk altına girmişlerdir.
Bu özgürlük duygusu, kadın erkek tüm Türk milletinin temel
karakteristik özelliği olduğu gibi, toplumsal yaşam için de
belirleyici olmuştur. Türk kadını toplum içinde hakettiği
yeri bulmuş, diğer bazı toplumlarda olduğu gibi ikinci
sınıf insan muamelesi görmüştür. “Kadın yalnız ev
içinde değil, tarlada, pazarda hatta devlet işlerinde eşinin
yardımcısı olmuş, özellikle sosyal faaliyetlerde ön planda
yer almıştır. Kadının meclislere katılması, kaç-göç
olmaması, yaşlı kadınların söz sahibi olması, tek eşlilik
modelinin yaygınlığı kadının taşıdığı değeri ortaya
koymaktadır.”[3]
Ancak, İslamiyetin Türk toplulukları tarafından benimsenmeye
ve yerleşik hayata geçilmeye başlanmasıyla toplum yapısında
bazı değişimler yaşanmıştır. Türk toplumu İslam dininin
kuralları ve uygulamalarının yanı sıra Arap ve İran
geleneklerinin bazı unsurlarını da benimsemeye
başlamışlardır. Bunlardan özellikle Arap toplumunun kadını
hor gören, ona ikinci sınıf insan muamelesi yapan anlayış,
yavaş yavaş Türk toplumunu da etkisi altına almış ve kadın
ikinci plana itilmiştir.[4] Bu toplumsal
başkalaşma, zaman içinde dini taassubun ileri boyutlara
ulaşmasıyla kadının, adeta toplumsal yaşamdan tamamen
soyutlanması gerçeğini de beraberinde getirmiştir.
Özellikle Arap kökenli bazı bağnaz tarikatların ve bunların
uzantısı olan tekke tarzı eğitim anlayışının etkisiyle
Türk kadını toplum içindeki saygın yerinden
uzaklaştırılarak kafes arkasına, cehalete ve karanlığa
mahkum edilmiştir.
KURTULUŞ
SAVAŞINDA TÜRK KADINI:
Kurtuluş Savaşı
ile başlayan süreçte Türk toplumu sadece siyasi ve ekonomik
bağımsızlığını kazanmakla kalmamış, yaşanan acılar
aynı zamanda müthiş bir toplumsal dönüşüm hareketini de
başlatmıştır.
Türk vatanına karşı girişilen tacavüz karşısında Türk
kadını da haklı tepkisini göstermiş ve bu soylu mücadelede
erkeğinin yanında olmuştur.
Bu mücadelenin başlangıcı İstanbul’daki mitingler
olmuştur. Fatih mitinginde Halide Edip Hanım ve Meliha Hanım,
Üsküdar mitinginde Asri Kadınlar Cemiyeti adına Sabahat
Hanım ve Naciye Hanım, Kadıköy mitinginde Üniversite
öğrencisi Münevver Saime Hanım ve Halide Edip Hanım,
Sultanahmet mitinginde Halide Edip Hanım, Şukufe Nihal Hanım
ve Muaillimler Cemiyeti başkanı Nakiye Hanım çok etkili
konuşmalar yapmışlar[5] ve
adeta Milli Mücadelenin fitilini ateşlemişlerdir.
İstanbul’da ateşlenen bu fitil Anadolu’da da etkisini
göstermiş ve Sivas kongresi sonrası 26 Kasım 1919 tarihinde
Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Hanım’ın
başkanlığında, 16 kadın yöneticinin öncülüğünde,
“Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” kurularak
mücadelesine başlamıştır.[6]
Kurtuluş Savaşında kadınlarımız, ordumuzun lojistik destek
ihtiyacını emeğiyle karşılamış askerimize kıyafet
dikmiş, mermi taşımış, siper kazmış ve kendisinden
beklenen fedakarlığı Türk kadınına yakışır bir biçimde
yerine getirmiştir.
Bununla da yetinmeyen Türk kadını, cephede de bilfiil
savaşmış şehit ve gazi olmuştur.
Bu kadınlarımızdan en ünlüsü Kara Fatma lakabıyla anılan
Fatma Aliye Hanımdır. Kara Fatma, başkanlığını yaptığı
çete ile Adapazarı, Düzce, Hendek mıntıkasında faaliyet
göstermiş, Yunanlılara esir düşmüş, kurtulmuş önce
Teğmenliğe ardından Üsteğmenliğe terfi etmiş, Kurtuluş
Savaşı sonrası kendisine bağlanan Üsteğmenlik maaşını
Kızılay’a bağışlayarak bu soylu hareketini
noktalamıştır.
Kara Fatma dışında Hatice Hatun, 27 Mayıs 1920’de 800 kadar
Fransız askerini yanlış yola sevk edip, Kar Boğazına sokarak
esir edilmelerini sağlamıştır. Tayyar Rahmiye, Osmaniyedeki
Fransız karargahına saldırırken erkeklerin tereddütü
üzerine en öne atılarak “Ben kadın olduğum halde ayakta
duruyorum, siz erkek olduğunuz halde yerde sürünmeye
utanmıyor musunuz?” diyerek erkekleri hücuma teşvik etmiş
ve alnından vurularak şehit olmuştur. Melek Hanım,
Çukurova’da, Haçin’de Ermenilerle yapılan mücadelede önemli
rol oynamıştır. Tarsuslu Kara Fatma, Gaziantepli Yirik Fatma,
Mudurnulu Fatma Kadın, Nazife Kadın, Gördesli Makbule, Asker
Saime Hanım Milli Mücadelenin tespit edilen nice kadın
kahramanlarından sadece bir kaçıdır.”[7]
Atatürk kadınlarımızın bu soylu mücadelesini şu şekilde
ifade etmektedir; “Kadınlarımız aslında toplum
hayatında erkeklerimizle her zaman yanyana yaşadılar. Bu gün
değil, eskiden beri uzun zamanlardan beri, kadınlarımız erkeklerle
başbaşa, savaş hayatında, zıraat hayatında, geçim
hayatında, erkeklerimizden yarım adım geri kalmayarak
yürüdüler. Belki erkeklerimiz ülkeyi zorla ele geçiren
düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine
göğüslerini germekle düşman karşısında varlıklarını
ispat ettiler. Fakat erkeklerimizin oluşturduğu ordunun hayat
kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir.
Ülkenin varlık nedenini hazırlayan kadınlarımız olmuş
ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkar edemez ki bu savaşta
ve ondan evvelki savaşlarda milletin yaşama geleneğini tutan
hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan
odunu, keresteyi getiren, ürünleri pazara götürerek paraya
çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün
bunlarla beraber, sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki
yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip
cephenin, savaş malzemesini taşıyan hep onlar, hep o ulvi,
ilahi Anadolu kadınları olmuştur.Bundan dolayı hepimiz bu
büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve
minnetle sonsuza dek kutlayalım ve büyük saygı
gösterelim.”[8]
Bu haklı saygıyı hak eden Türk kadını ve Türk milleti
için kurtuluş savaşı bir dönüm noktası olmuştur.
Kurtuluş Savaşı sürecinde bir yandan düşmanla
bağımsızlık mücadelesi verilirken diğer yandan Türk
insanını karanlığa mahkum eden anlayışa karşı da bir
mücadele başlatılmış ve zihinleri sarıp sarmalayan esaret
zincirlerinin kırılmasının ilk adımları atılmıştır.
Türk insanı Kurtuluş Savaşına kul ve ümmet olarak girmiş,
vatandaş ve millet olarak çıkmıştır.
CUMHURİYET DÖNEMİ KADIN HAKLARI MÜCADELESİ VE TÜRK
KADININ SİYASAL HAKLARINI ELDE ETMESİ:
Kurtuluş Savaşının bir dönüm noktası olduğu, bu savaşın
sonuçlandırılmasından sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi
olmayacağı daha bu savaşın ilk günlerinde
anlaşılmıştır.
20 Ocak 1921 tarihinde kabul edilen “Teşkilat-ı Esasiye
Kanunu”[9] o zamana kadar
görülmemiş bir yepyeni anlayışın temellerini atmıştır.
Bu kanunun ilk maddesinde “Hakimiyet bila kaydu şart
milletindir.” İfadesi ile bundan böyle devlet yönetiminde
söz sahibi tek gücün millet olduğu, bunun dışında saltanat
ve hilafet gibi millet egemenliğini sınırlayacak hiçbir
gücün olamayacağı vurgulanmıştır. Gene aynı maddede
“idare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare
etmesi esasına müstenittir” ifadesi yer almıştır ki bu
tanımın karşılığı Cumhuriyettir.
Anayasanın ikinci
maddesinde yer alan “İcra Kudreti ve Teşri Salahiyeti
milletin yegane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet
Meclisinde tecelli ve temerküz eder” ifadesi ile yasama,
yürütme dolayısıyla yargı yetkileri de milletin tek
temsilcisi olan TBMM de toplanmıştır.
Üçüncü maddede yer alan “Türkiye Devleti, Büyük Millet
Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti Türkiye Büyük
Millet Meclisi Hükümeti ünvanını taşır” ifadesinde
“Osmanlı Devleti” yerine “Türkiye Devleti” ifadesi
kullanılmıştır.
Kısacası Anadolu’da artık “Türkiye Devleti” adıyla
yeni bir devlet vardır. Bu devletin halk tarafından seçilmiş
bir meclisi, bir anayasası, bir hükümeti, bir ordusu,
mahkemeleri, idari teşkilatı ve bir yönetim merkezi vardır.
20 Ocak 1921 tarihli bu Anayasa ile Kurtuluş Savaşını
yürütecek gücün yasal zemini oluşturulduğu gibi, Kurtuluş
Savaşı sonrası yapılacak olan reformların da siyasal zemini
oluşturulmaya çalışılmıştır.
Kurtuluş Savaşından sonra 1-2 Kasım 1922 tarihinde
Saltanatın kaldırılması[10] ile
gelecekte kurulacak olan Cumhuriyet rejiminin önü
açılmıştır.
Kurtuluş Savaşı sonrası yürütülen reform çabaları çok
yönlü olarak sürdürülmüştür. Biz bu çok yönlü
reformları kadın hakları açısından ele almaya
çalışacağız
Mustafa Kemal Paşa yapılacak olan reformlar konusunda zemin
yoklamak amacıyla 1923 yılının Ocak ayında bir yurt gezisine
çıkacaktır. Bu yurt gezisinin en önemli durak noktalarından
biri de, Ocak ayının onaltıncı gününü on yedisine
bağlayan gece İzmit’te İstanbul basınının temsilcileri
ile yapılan görüşmedir.[11] Gazi,
bu görüşme sırasında Meclis çalışmalarının bir
muhasebesini yaptıktan sonra rejim, başkent, Hilafet, nüfus
meselesi, irtica, parti kuruluşu, seçim sistemi ve kadın
hakları gibi konulardaki görüşlerini açık ve net bir
biçimde ortaya koymuştur.
Gazetecilerden Ahmet Emin Bey “Halide Edip Hanımefendi’yi
mebus görecek miyiz?” şeklindeki sorusuna Gazi “Bu hususta
kanunda bir sarahat yoktur. Mamafih şimdiye kadar elli bin zükâr
(erkek) nüfusa bir mabus çıkmıyor mu idi? Şimdi alelıtlak
(genel olarak) elli binde bir mebus dersek o zaman bu kayd ile
erkeklerle beraber kadınlarda mevzuu bahis olur. Kadınlara bu
alelıtlak tabiri ile bir intihab hakkı verilmiş olur”[12] ifadesi ile kadınlara seçme ve
seçilme hakkı verilmesi gerektiğini daha 16 Ocak 1923
tarihinde net bir biçimde ifade etmiştir.
Ancak, toplum
Gazi’nin ifade ettiği bu tarz bir reforma ne derece
hazırdır. Bırakın toplumu, bu reforma, büyük işler
başarmış TBMM bile hazır değildir.[13]
Erzurum mebusu Hoca Salih Efendi, dört kadınla evlenebilme
olanağı tanıyan bir kanun teklifini meclise sunuyordu.[14]
Bursa mebusu Operatör Emin Bey, Frengi hastalığının ortadan
kaldırılabilmesi için, kadınların evlenmeden önce muayene
edilmesini teklif ettiğinde, mecliste kavga çıkıyor ve Emin
Bey kendisini dövmeye çalışan hocaların elinden zor
alınıyordu.[15]
Seçim kanununda değişiklik yapılarak, seçmen tespiti için
yapılacak sayımda kadınların da sayılması konusunda bir
teklif yapıldığında teklifi yapanlardan Tunalı Hilmi Bey,
Meclis’te büyük bir tepki ile karşılaşmıştır.
Meclisteki görüşmeler aşağıdaki şekilde geçmiştir.
“Tunalı Hilmi Bey- Arkadaşlar, mübarek cihadımızın
bu millete bıraktığı analar bu gün erkeklerden fazladır.
(gürültüler ayak patırtıları) Ayaklarınızı vurmayınız
beyefendiler, benim mukaddes analarımın, benim mukaddes
bacılarımın başına vuruyorsunuz ayaklarınızı. İstirham
ederim benim anam babamdan yüksektir. (Ayak sesleri) tekrar
ediyorum, analar cennetten bile yüksektirler (patırtılar ve
gürültüler) müsaade buyurun arkadaşlar, analar bacılar
(şiddetli patırtılar) kadınlara intihap hakkı verin
demiyorum. Fakat arkadaşlar analarımı bacılarım
(gürültüler) hakikate tahammül edemeyen kulaklar?
Emin Bey - (oturduğu yerden) Hilmi Bey, milletin
hissiyatı ile oynama. (Şeriata hürmet ediniz sadaları)
Tunalı Hilmi Bey – (Devamla) İntihap hakkı verin
demiyorum. (gürültüler) Analara intihap hakkı veriniz
demiyorum. Şeriata hürmet ederim. Müsaade edin arkadaşlar,
kanaatimi söyleyeyim.
Emin Bey
– (oturduğu yerden) Öyle kanaat olmaz!
Tunalı Hilmi Bey – (Devamla) Ne olduğunu anlamayan
arkadaşlar, susunuz sözün anlaşılsın. Analara, bacılara...
(şiddetli gürültüler) Analara, bacılara hakikate tahammül
edemeyen kulaklar.[16]
Bu örnekler göstermektedir ki toplum ve meclis kadınlara
seçme ve seçilme hakkı verilmesine henüz hazır değildir. Bu
hakkın tanına bilmesi için bir hazırlık süreci
gerekecektir.
29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilan edilmesiyle reform süreci de
büyük bir ivme kazanacaktır. Laikleşme yolunda atılan her
adım aynı zamanda kadınımızı da karanlıktan aydınlığa
yavaş yavaş taşıyacaktır. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim-öğretim bir düzene
konacak, dinsel eğitim yerine çağdaş eğitim ön plana
çıkacaktır.
Cumhuriyet döneminde kadın hakları konusundaki en önemli
adım 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen “Medeni Kanun”
dur. Bu kanunla Şer’i hukuk yerine pozitif hukuk egemen
kılınmış ve Türk kadını yasalar önünde mutlak bir
biçimde erkekle eşit hale getirilmiştir.[17]
Gerek Medeni Kanun’un kabulünde, gerek daha sonraki
düzenlemelerde bazı kadın derneklerinin katkısı olmuştur.
Bunlar 1913’te Nuriye Ulviye Hanım tarafından kurulan
“Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti, 1923’te kurulan “Halk
Partisi Kadın Kolları”, 1924’te bizzat Mustafa Kemal
Paşanın kız kardeşi Makbule Hanım’ı üye yapacak destek
verdiği “Türk Kadın Birliği” dir.[18]
Atatürk bu çabalara her zaman büyük destek vermiştir. Onun
şu konuşması bu desteğin açık bir göstergesidir.
“Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins
insandan oluşmaktadır. Mümkün müdür ki bir kitlenin bir
parçasını ilerletelim, diğerine aldırış etmeyelim de
kitlenin tümü ilerleme onuruna erişebilsin. Mümkün müdür
ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı
kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin? Kuşku yok,
ilerleme ve yenilik alanında birlikle yol almak gereklidir.
Böyle olunca inkılap başarılı olur. Memnuniyetle
görmekteyiz ki, bu günkü gidişatımız gerçekten gerekli
olana yaklaşmaktadır. Her halde daha cesur olma gereği çok
açıktır.”[19]
Bu cesaretin ilk örneklerinden birini “Türk Kadın
Birliği” verdi. 1927 Martında İstanbul’da bir kongre
toplandı. Başkan Nezihe Muhittin Hanım kadınlara oy hakkı ve
yerel seçimlere katılma hakkı istedi. Dernek tüzüğünde de
bu konuda değişiklik yapıldı. İstanbul Valisinin bu tüzük
değişikliğini onaylamaması üzerine hükümet devreye girerek
tüzüğün onaylanmasını istedi.[20]
Artık Türk kadınına siyasal haklarını sağlama yolundaki
mücadele hem de hükümet (yani Atatürk) desteği ile
başlamış oluyordu.
Afet İNAN’ın başından geçen bir olay bu mücadeleye daha
da büyük ivme kazandırdı. Afet Hanım 1929-1930 öğretim
yılında müzik Öğretmen Okulu’nda Yurttaşlık dersleri
veriyordu. Bu çerçevede kız-erkek birlikte eğitim verilen bu
okulda seçimleri kavratabilmek amacıyla örnek bir belediye
seçimi düzenledi. Bu seçimi bir kız öğrencinin kazanması
üzerine erkek öğrencilerden biri bu sonuca itiraz etti. Mevcut
yasaya göre kadınların ne seçme nede seçilme hakkı vardı.
Afet Hanımın bu olayı Atatürk’e anlatması üzerine
Atatürk, bir taraftan hukukçularla görüş alışverişinde
bulunurken, diğer taraftan Afet Hanım’dan bu konuyla ilgili
araştırma yapmasını istedi.[21] Uzman hukukçuların
çalışmaları sonrası 3 Nisan 1930 gün ve 1580 sayılı kanun
ile Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme
hakkı tanındı.[22]
Diğer yandan Afet
Hanım, Atatürk tarafından kendisine verilmiş olan araştırma
görevini tamamlayarak 3 Nisan 1931 tarihinde Ankara Türk
Ocağı’nda “Kadınlar İçin Genel Oy” konulu bir
konferans verdi.
“Afetinan daha söze başlarken kadınların oy hakkı sorununu
ele alacağını söyledi. İlk bölümde demokratik rejimde
değişik hükümet biçimlerinden söz etti. İkinci bölümde
kadının durumunu ve başka ülkelerde bu durumun yaşanma
biçimini çözümledi. Sonuç olarak da, kadınların siyasal
yaşama tam olarak katılmaları gerektiğini buna hakları
olduğu ortaya koydu. Bu demokrasinin bir gereği idi. Gerçekten
oy sandığında, en bilgisiz bir erkek seçmenin oyu, en yüksek
sorumluluk katlarındaki devlet adamınki ile
aynı değere sahipse, nasıl olur da kadın eşitliğin
dışında bırakılabilirdi? Tüm yurttaşların eşitliğini
ilke olarak benimseyen Türkiye Cumhuriyeti, bu hakkı
kadınlara tanımak zorundaydı. Zaten kadınlar her alanda
yeteneklerini kanıtlamış ve özellikle Kurtuluş Savaşı
sırasında olmak üzere ulus işlerine duydukları ilgiyi
göstermişlerdi. Demokratik Türkiye Cumhuriyeti kadınlara
belediye seçimlerinde oy ve seçilme haklarını sağlamıştı.
Aynı hakları ona genel seçimlerde de tanımasını
geciktirmesi için hiçbir neden yoktu.”[23]
Bu konferans ve konferans sonrası tartışmalar ilk meyvesini 26
Ekim 1933’te verdi. 2349 Sayılı Kanunla Türk kadınına Köy
ihtiyar Heyetlerine ve Muhtarlığa seçme ve seçilme hakkı
tanındı.[24]
“Genel seçimler için kadınların hakları sorunu ise hâlâ
çözülmemişti. 1934’te Mustafa Kemal ile o zaman Başbakan
olan İsmet İnönü bütün gece çalışırlar. Şafakla
birlikte Atatürk A.Afetinan’ı uyandırır. İsmet İnönüyle
birlikte A.Afetinan’ın kendisini beklemekte olduğu
kitaplığa giren Atatürk, ona şöyle der “İnönü’nün
elini öp ve teşekkür et.” Şaşıran A. Afetinan
nedenini sorunca Gazi şöyle açıklar: hükümet Büyük
Millet Meclisi’ne teklif edecek”[25]
Bu gelişme üzerine Anaya değişiklik teklifi Türkiye Büyük
Millet Meclisi’ne sunulur. 5 Aralık 1934’te Anayasasının
10. ve 11. maddeleri değiştirilerek her Türk kadınına 22
yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakkı verilir.[26] Anayasa değişiklikleri şöyledir;
10. Madde : “22 yaşını bitiren kadın, erkek her
Türk mebus seçmek hakkını haizdir”
11. Madde : “30 yaşını bitiren kadın,
erkek her Türk mebus seçilebilir”[27]
Bu Anayasa değişiklikleri çerçevesinde İntihab-ı Mebusan
Kanunu’nda (Milletvekili Seçimi Kanunu) 11 Aralık 1934
tarihinde yapılan değişikliklerle anayasayla tanınmış olan
bu haklar seçim kanunuyla da düzenlenmiştir.[28]
Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesinde en
büyük rolü oynayan Atatürk’ün bu konuya ilişkin
görüşleri şöyledir;
“Bu kadar Türk kadınına toplumsal ve siyasal hayatta
bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde,
peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık
tarihlerde aramak gerekecektir. Türk kadını evdeki uygar
yerini yetkili bir şekilde doldurmuş, iş hayatının her
safhasında başarılar göstermiştir. Siyasal hayatta, belediye
seçimlerinde deneyim kazanan Türk kadını, bu kez de
milletvekili seçmek ve seçilmek suretiyle haklarının en
büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Uygar ülkelerin bir
çoğunda, kadından esirgenen bu hak bu gün Türk kadının
elindedir ve onu salahiyet ve liyakatla kullanacaktır.”[29]
Atatürk’ün bu düşünceleri doğrultusunda Şubat 1935
tarihinde yapılan seçimlerle 18 Kadın milletvekili seçilerek
yasama görevine başlamıştır.[30]
Kadın milletvekillerinin seçilmesine ilişkin en ilginç olay Hatı
Kadın (Hatı ÇIRPAN veya Satı ÇIRPAN)[31]
ile ilgili olandır. Afetinan anılarında bu olayı şu
şekilde nakletmektedir:
“Sıcak yaz mevsiminde, (16 temmuz 1934) otomobille
Kızılcahamam yolundayız. O zaman şose, Zir Ovasından
giderdi. Yol boyunca bütün köylüler Atatürk geçecek diye
çıkmışlar, kısım kısım yerlerde toplanarak, ağaç
dallarından çardaklar ve taklar yapmışlardı.
Kazan Köyüne yakın bir yerde durduk. Okul talebeleri,
öğretmenleriyle sıralanmıştı. Nahiye müdürü, köy
muhtarı ve kadınlı erkekli köylüler hep bir arada idiler.
Atatürk, Üstü kapalı, yanları açık bir otomobilde idi.
Yanımızda Nuri Conker ve başyaveri bulunuyordu. Otomobil
durdu. Fakat o topluluktan hemen cesaret edip yaklaşan
olmamıştı. Adeta emir bekliyorlar gibi bir durum vardı.
Onların içinden birden bire sırma işlemeli en güzel köylü
elbiselerini giymiş, yağız çehreli bir kadın otomobile
yaklaştı “Paşam, hoş geldiniz, senin için yer
hazırladık, ayran yaptık, insene” dedi. Atatürk nezaketle
yolumuzun uzun olduğunu ve her yerde durmak mümkün
olmayacağını anlattı. Fakat aynı zamanda da bana “Bu
kadın kimmiş sorsana” dedi. Ben onunla konuşurken diğer
erkekler de cesaret alarak Atatürk’e yaklaşmışlar ve
O’nun çeşitli suallerine cevap veriyorlardı.
Satı Kadından öğrendiğim şu idi, Kendisi Kazan Köyünün
muhtarı imiş ve seçimle köy idaresinin başına yeni
geçmiş, Muhtar Satı kadın, oraların hakimi edası ile
ayranı otomobile getirtti. İçtik ve kendisinden köyü
hakkında bilgi edinerek yola devam ettik.
Atatürk : “İşte mebus olacak kadın” dedi.
Satı Kadın, Türk Köylü kadınının cesur bir timsali
olarak karşımıza çıkmıştı. Yol boyunca onun hakkındaki müşahadelerimiz
söylüyorduk. Nuri Conker, Büyük Millet Meclisine âza
olarak girebilecek bu yeni aday arkadaşı hakkında şakalı
sözler sarfetmekle beraber, Atatürk bu muhtarın ismini ve
köyünü kaydetmemi emir vermişti.
Satı Kadın, şahsında Türk köylü kadınının mebus
namzedini görmekle gururlu idim. Satı Kadın, 1935 yılında
Türkiye Büyük Millet Meclisine, ilk kadın mebus olarak
seçilmiş ve o devre müddetince vazife görmüştür. Bu durum
ileri ve demokratik bir fikrin tatbiki olmuştur.”[32]
1935 Seçimleri ile Meclise giren kadın milletvekilleri
şunlardır;
Mebrure GÖNENÇ (Afyon)
Hatı ÇIRPAN (Ankara)
Türkan ÖRS BAŞTUĞ (Antalya)
Sabiha Gökçül ERBAY (Balıkesir)
Şekibe İNSEL (Bursa)
Hatice ÖZGENER (Çankırı)
Huriye Öniz BAHA (Diyarbakır)
Fatma MEMİK (Edirne)
Nakiye ELGÜN (Erzurum)
Fakihe ÖYMEN (Ankara)
Benal Nevzat İŞTAR ARIMAN (İzmir)
Ferruh GÜPGÜP (Kayseri)
Beriha Bediz MOROVA AYDİLEK (Konya)
Mıhri PEKTAŞ (Malatya)
Meliha ULAŞ (Samsun)
Esma NAYMAN (Seyhan)
Sabiha GÖRKEY (Sivas)
Seniha HIZAL (Trabzon)[33]
1 Mart 1935’te ilk toplantısını yapan 5.Dönem TBMM’de
toplam 441 Milletvekilinin 18’i kadındır. En genç üye 32
yaşındaki Fatma MEMİK, en yaşlı üye ise 71 yaşındaki
Hatice ÖZGENER’dir. Meclisteki kadın milletvekillerinin yaş
ortalaması 40.1’dir. Kadın milletvekillerinin mesleklerine
göre dağılımından % 72.2 oranıyla öğretmenlerin ezici bir
üstünlüğü vardır. 5. Dönemdeki kadın milletvekillerinin
yabancı dil bilgisi % 72.1 oranıyla üst düzeydedir. Bu
milletvekilleri meclis çalışmalarında aktif görevler
üstlenmişler divan katipliği ve meclis komisyonlarında
başarıyla görev yapmışlardır. 5. Dönem sayısal ve oransal
olarak en çok kadın milletvekiline sahip bir dönem olarak tarihe
geçmiştir.[34]
SONUÇ
Türk kadın haklarının gerçekleştirilmesi ve
kadınlarımızın her alanda olduğu gibi siyasi yaşamda da
aktif olarak görev alması Cumhuriyetle birlikte olmuştur.
Cumhuriyet döneminde her alanda yapılan reformlarla kafes
arkasından ve karanlıktan kurtarılmış toplum içinde hak
ettikleri yer kendilerine verilmiş yasal ve Anayasal hükümlere
bu hakları güvence altına alınmıştır.
Kadın haklarının gerçekleştirilmesi ve özellikle
kadınların seçme ve seçilme hakkı ile donatılmasında
Atatürk’ün büyük yönlendiriciliği ve önderliği
olmuştur. Çağının çok ötesini görebilen Atatürk, Türk
kadınına, dünyanın pek çok ülkesindeki kadınlardan çok
daha önce başta seçme seçilme hakkı olmak üzere her türlü
hakkı tanımış ve Türk insanına muhteşem bir toplumsal
dönüşüm yaşatmıştır.
Özellikle seçme ve seçilme hakkı olarak konuyu ele alacak
olursak dünyanın değişik ülkelerinde bu hakkın kadınlara
verilmesi şu tarihlerde gerçekleşmiştir.
Danimarka – 1915
İngiltere – 1918
Avusturya – 1918
Almanya – 1919
İspanya – 1931
Finlandiya – 1944
İtalya – 1945
Yunanistan – 1952
İsviçre – 1971[35]
Bu tablo incelendiğinde Cumhuriyet İnkılabının ve
Atatürk’ün önemi çok daha net bir biçimde
anlaşılmaktadır. Atatürk’ün Türk kadınına demokrasi
yolunda seçme ve seçilme hakkını tanımak için yoğun çaba
içinde olduğu dönemde başta Almanya ve İtalya olmak üzere
bu günkü pek çok demokratik devlette antidemokratik rejimlerin
iktidarda olduğu göz önünde bulundurulursa Atatürk’ün
önderliği ve ileri görüşlülüğü açıkça ortaya
çıkmaktadır.
Çalışmamızı
dönemin başbakanı İsmet İNÖNÜ’nün şu sözleriyle
noktalamalıyız.
“Türk İnkılabını tarih anlatırken bunun bir kurtuluş
olduğunu en başta söyleyecektir. Türk İnkılabı denildiği
vakit, bunun kadının kurtuluş inkılabı olduğu beraber
söylenecektir. Şimdi almakta olduğumuz teşebbüs, bu
kurtuluş İstikametinin tamamlanması, sonuçlanması ve en
verimli hale getirilmesidir...
Senelerden beri hizmet ettiğimiz padişahtan biz bu hakkı
isteseydik, mükafat olarak bizi ya ipe çekerdi ya denize
atardı. Türk kadınları, Türk köylüleri, sizin için
mutluluğun yolu açılmıştır, çünkü başınızda Atatürk
vardır”[36]
ARAR İsmail, Atatürk'ün
İzmit Basın Toplantısı, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul
1997.
ARIKAN Türkan
(Der), Atatürk'ün Türk Kadını Hakkındaki
Görüşlerinden Bir demet, TBMM Yayınları, Ankara 1984.
ARSAN Nimet, Atatürk'ün
Söylev ve Demeçleri, C.11, Türk İnkılap Tarih
Enstitüsü yayınları , Türk Tarih Kurumu Basımevi,Ankara
1959.
BAYKAL Bekir
Sıtkı, Milli Mücadele'de Anadolu Kadınları Müdafa-i
Vatan Cemiyeti, Atatürk Araştırma Merkezi,Ankara 1986.
CAPORAL Bernard,
Kemalizmde ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını,
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Ankara,1982.
DOĞRAMACI Emel, Atatürk'ten
Günümüze Sosyal Değişmede Türk kadını, Atatürk
Araştırma Merkezi, Ankara 1993.
Düstur,
3.Tertip, C.1-4, Milliyet Matbaası,İstanbul 1929.
GEÇER Türker,
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisinde İkinci Grup Muhalefeti,
İstanbul 1993 . (Basılmış Yüksek lisans Tezi)
İNAN Afet, Atatürk
ve Türk Kadın Haklarının kazanılması, Milli Eğitim
Basımevi, İstanbul 1968.
ÖNGER Beria,
Atatürk Devrimi ve Kadınlarımız, Fahir ÖNGER
Yayınları,İstanbul 1965.
TAŞTAN Murat, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde Kadın Milletvekilleri, İstanbul
1993 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Albümü 1920-1991,TBMM Yayınları, Ankara 1994.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre 1, c.7, 2. Basılış, TBMM
Basımevi, Ankara 1944
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre 1, c.8, 3. Basılış,
TBMM Matbaası, Ankara 1981.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre 1, c.16, 2. Basılış,
TBMM Basımevi, Ankara 1958.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre 1, c.24, 2. Basılış,
TBMM Matbaası, Ankara 1960.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre 1, c.28, 2. Basılış,
TBMM Matbaası, Ankara 1961.
[1] Nimet ARSAN, Atatürk’ün
Söylev ve Demeçleri II, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü
Yayınları,Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1959, s.147-148.
[2] Beria ÖNGER, Atatürk
Devrimleri ve Kadınlarımız, Fahir ÖNGER Yayınları,
İstanbul 1965, s.25.
[3] Emel DOĞRAMACI, Atatürkten
Günümüze Sosyal Değişmede Türk Kadını, Atatürk
Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 1993, s.1.
[4] Aynı, s.15-18.
[5] Murat TAŞTAN, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde Kadın Milletvekilleri, İstanbul
1993 (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), s.38-45.
[6]
Bekir Sıtkı BAYKAL, Milli Mücadelede Anadolu Kadınları Müdafaai
Vatan Cemiyeti, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1986.
[7] TAŞTAN, a.g.e.,
s.49-51.
[8] Türkan ARIKAN, Atatürk’ün
Türk Kadını Hakkındaki Görüşlerinden Bir Demet, TBMM
Yayınları, Ankara 1984, s.15.
[9] TBMM Zabıt Ceridesi,
Devre 1, c.7, s.339 Ayrıca Bkz. Düstür, 3. Tertip
c.1,s.196-199.
[10] TBMM, Zabit
Ceridesi, Devre 1, c.24, s.315.
[11] İsmail ARAR, Atatürk’ün
İzmit Basın Toplantısı, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul
1997, s.1.
[12] AYNI, s.71.
[13] Türker GEÇER, Birinci
Türkiye Büyük Millet Meclisinde İkinci Grup Muhalefeti,
İstanbul 1993, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), s.17.
[14] TBMM Zabıt
Ceridesi, Devre 1, c.16, s.204.
[15] TBMM Zabıt
Ceridesi, Devre 1, c.8, s.160.
[16] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, c.28, s.329.
[17] Bernard CAPORAL, Kemalizmde ve Kemalizm
sonrasında Türk Kadını, Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları, Ankara 1982, s.376.
[18] Aynı, s.358.
[19] ARSAN, a.g.e. , s.148.
[20] CAPORAL, a.g.e., s.691.
[21] Aynı, s.696-697.
[22] DOĞRAMACI, a.g.e.,
s.22.
[23] CAPORAL, a.g.e. ,
s.698.
[24] DOĞRAMACI, a.g.e. ,
s.22.
[25] CAPORAL, a.g.e. ,
s.700.
[26] ÖNGER, a.g.e. ,
s.20.
[27] Afet İNAN, Atatürk
ve Türk Kadın Haklarının Kazanılması, Milli Eğitim
Basımevi, İstanbul 1968, s.145.
[28] AFETİNAN, a.g.e. ,
s. 150-151.
[29] ARIKAN , a.g.e. ,
s.16.
[30] Bkz. Ek-1 / Ek-2.
[31] Anılarda Satı
Kadın olarak geçmesine rağmen TBMM Albümünde adı Hatı
ÇIRPAN olarak verilmiştir.
[32] AFETİNAN, a.g.e. ,
s.153.
[33] Türkiye Büyük
Millet Meclisi Albümü, TBMM Basımevi, Ankara 1994,
s.96-112. (Ayrıntılı Bilgi için Bkz. Ek-1 / Ek-2.)
[34] TAŞTAN, a.g.e. ,
s.76-80.
[35] TAŞTAN, a.g.e. ,
s.72-75.
[36] CAPORAL, a.g.e. ,
s.705.